22 Aralık 2008 Pazartesi

Günlük

Susuyorum. Geri dönüş yok, biliyorum. İçerideyim. Küçücük bir topak olup sıcak ve şefkatli bir kucakta kaybolup yok olma ihtiyacımı bastırmak için yapabileceğim tek şey, şu oturduğum yerde, göbeğime çektiğim bacağımın elime en yakın noktasına, dizime vurmak. Defalarca, sertçe. Sonra aynı yeri okşayarak acıyı dindirmeye çalışmak.

Acıyı dindirmeye çalışmak.

Küçümsenir, eğer somut darbeler yememişsen yaşamdan, bahsettiğin "kötü" durumlar filan. Ama ya küçümsenen hisler ve bulantılar geri kalan tüm harici yaşam darbelerini de kapsıyorsa ne olacak?

Bok. Bok olacak.

Biri sifonu çeksin lütfen.
Kokuştuk burada.

8 Ekim 2008 Çarşamba

Kızgın Toplar

Kız tam bir porno yıldızı gibi sakso çekiyordu; tanımadığı partnerinin egosunu okşayacak hareketleri ve lafları biliyor, profesyonel dil darbeleriyle erkeğini kendinden geçirirken, kişiliğini tamamen adama teslim eden ateşli sözlerle cazibesini ikiye katlıyordu.

Adam, nadiren uğradığı döküntü bir barın rezalet tuvaletinde fahişe görünümlü bir kadının -ki kadın olduğundan da yüzde yüz emin olamazdı hani- kendisiyle oynamasını izlerken bir yandan içinde barındırdığı derin suç hissini, bu hisse daha da batmasına sebep olacak bir boşalmayla gidermeye çalışıyor, bir yandan da şu ana dek canını yaktığını düşündüğü kadınların en "sikilmeye" değer surat ifadelerini gözünün önüne getiriyordu. Tanımadığı kadının saçını vahşice tutup geriye doğru çekerek kasıklarını ileriye doğru her ileri vuruşunda gözlerinin önünde dolaşan surat ifadeleri -ki özellikle tek bir kişiye aitlerdi- biraz daha masumlaşıyor, ağlaklaşıyordu.

Bir anda, vazgeçti. Hırsından, içindeki kinden, ezik egosundan dolayı kendine kızdı. Kendini kadına bıraktı.

Kadın, eliyle adamın penisini sert ve hızlı bir şekilde sağmaya başladı. Arada sahiplenici laflar ediyor, ancak konuşurken yukarı doğru, adamın suratına değil, penise doğru bakıyordu.

Adam ani bir hareketle kadının saçından tutarak kafasını geriye doğru çekti. Kadın ahlak düşkünlerinin "pislikçe" olarak niteleyeceği bir gülüşle gülümseyerek ağzını olası bir penis saldırısına karşı hazırladı, fakat gelen hiçbir şey olmadı. Adam resmen sinirlenmişti; kadını hemen o anda öldürebilecek kadar sert bakıyor, hırsla dilini ısırıyordu. "Ben orda değilim gerizekalı," dedi, pantolonunu tutan elini pantolonunun düşüp düşmemesini umursamayarak kafasına doğru götürdü, beynini gösterdi, ve devam etti: "Buradayım."

Kadın şaşırdı. Adam dizine kadar düşmüş pantolonunu yukarı çekti, kemerini bağladı ve tuvaletten çıktı. Kadın arkasındaki lavaboya tutunarak kalktı, bozuk ve kendine sahtekar bir kahkaha attı, "Sensin gerizekalı. Kıllı hödük," dedi.

20 Temmuz 2008 Pazar

Yaratıcıyla Pazarlık Eden Çocuk

Dokuz yaşındaki çocuk, yaratıcıyla pazarlığa gidiyordu; yere bastığında köşelerindeki pembe ışıkları yanan cırt cırtlı beyaz ayakkabılarını giydi, her parka çıkışında ufak bir nokta çiş kaçırıp arkadaşlarına rezil olmasına rağmen annesi tarafından yine de giydirilen yeşil dar taytına ve rezil el desenli tişörtüne rağmen tam özgüvenle dolu olarak, annesine haber vermeden parka gitti.

Parktaki üç beş yaşıtı çocukla zerre ilgilenmeden, direkt olarak amacına doğru yöneldi ve parkın en tepe noktasındaki bölgeye çıkmaya başladı; çıkılması onun için en zor olan en tepe noktaya çıkıp yaratıcıyla iletişime geçecekti.

Sıkı bir uğraş sonunda en tepe noktaya ulaştı, küçük plastik çatıya oturdu, yukarıya bakıp "Hey!" dedi.

"Ne var?" diye anında karşılık verdi yaratıcı.
"Oha! Gece niye hiç cevap vermiyorsun?"
"Geç yatıyorsun, uyuyor oluyorum!"
"Neyse. Konuya girelim. Babam senin bu diyarları çoktan terk ettiğini söyledi. Senin başıboşluğun yüzünden ülkeler birbirine saldırıyor, insanlar ölüyor; geri dönmek için ne istersin?"

Yaratıcı güldü. "Dokuz yaşındaki bir çocuk için ne güzel konuşuyorsun sen öyle," dedi.
"Yazar dokuz yaşındaymış gibi yazmayı beceremiyor, bana bakma," diye cevap verdi çocuk. "Her neyse be, ne istiyorsun geri dönmek için, onu söyle."
"Bir şey istemem. Geri dönmek istemiyorum."
"Hadi ama, benim tonla legom var. İstersen Action-Man'lerim de var."

Yaratıcı güldü. "Başka?"
"Sen gittin diye diş perilerin de dişlerimi almıyor artık, istersen onları veririm."
Yaratıcı güldü. "Para vermem ama!"
"Geri gel yeter!"

Yaratıcı güldü. "Neden geri gelmemi istiyorsun ki, kuralsızlık hoşunuza gitmedi mi, hem sana ne insanların ölmesinden, sürüsüyle legon varmış, arkadaşların vardır, iyi görünüyorsun -altına kaçırmışsın o ayrı, neden istersin ki geri dönmemi?"
"Geceleri korkuyorum. Ayrıca babama sordum, geri dönersen bana yarış seti alacak."

Yaratıcı güldü. "Dönersem ateşim bol olacaktır."
"Bana işlemez, geri dön yeter. Yarış setini istiyorum."

Yaratıcı güldü. "Sana ne zaman geri döneceğimi söylerim, ama dişlerini verirsen."
"Peki, ama dişler evde, kutuda saklıyorum, annem çöpe atmıyorum diye kızıyor, çok eskidiler. Yarın getirsem?"
"Olur! Yarın yine gel!"

***

Ertesi gün çocuk yine tam özgüvenle, aynı kıyafetlerle -dün ıslanan taytın önü kurumuştu ama, plastik çatıya çıktı ve kutuyu açıp içindeki birkaç dişi gösterdi: "İşte dişlerim, ey tanrı!"

Yaratıcı güldü. "Azlarmış."
"İdare et."

Yaratıcı güldü. "Milletlerinizin birbirini boğazlaması beni ilgilendirmiyor, çünkü onları ben yaratmadım, siz yarattınız. Yani geri döndüğümde onlara müdahale etmeyeceğim, bunu bil."

Çocuk hayal kırıklığı hissetti. "E o zaman niye geri dönüyon ki yani?"
"Seni görünce hatırladım, beni eğlendiriyorsunuz."
"Şimdi nerdesin? Burda değilsen benimle nasıl konuşuyorsun?"
"Sekreter var, benle konuşanları bildiriyor."
"Ne zaman geri döneceksin?"
"Götün yeniden göt olmaya başladığı zaman."

Çocuk güldü, yaratıcıyı ayıpladı. "Ne?"
"Duydun beni, çocuk. Onlara git ve de ki: 'Göte yeniden göt deyin, ve götlerinizi inkâr etmeyin. Şüphesiz ki götü inkâr edene sonsuz ızdırap ve acı vardır. Bizler götünü inkâr edip örtenlere cennet vaad etmeyiz, yaratıcı her zaman doğasını kabul edenlere kucak açmıştır.' Bunu dedikten sonra seni ciddiye almayacaklardır, büyümeyi bekle. Büyüdüğünde, seni ciddiye alacakları bir zamana ulaştığınızda, bunu söyle."
"Ama ya ulaşamazsam?"
"Bu hayalgücü sendeyken, ulaşamayacağın şey yok, çocuk. Şimdi şu dişleri at bakayım havaya, çok eskimişler."

1 Mayıs 2008 Perşembe

Perde

Üçüncü kata tıkılmış bir hayatı olan kedi, boş kaldığı, anlaşılması zor kısıtlılığını fark ettiği anda sokak kapısına gidip sert sert -ve acı acı- miyavlıyor.

Sonra, beynine perdeyi çekiyor, bir süre yalanıyor ve ardından evdekilerden birinin boynuna yumuluyor.

Perdeyi asla açmamış olan sahibi de onu memnuniyetle kabul ediyor.

Mutluluk, buna deniyor.