30 Nisan 2009 Perşembe

Uzak

Geçmişi özlüyorum. Ne olursa olsun, geçmişi özlüyorum. Bu ölüme karşı aldığım başka bir savunma önlemi olmalı. Çok da etkili; psikolojik tahliller, durumun üstesinden gelmenizi sağlıyor sanki.

Bu gece, yaklaşık yüz otuz yıl sonra, yüz otuz yıl önce favori eylemim olarak gördüğüm şeyi yapıyorum:

Gençti, daha yoğundu, daha samimiydi. Uzaklaşmamıştı. Son kez gördüğünü bildiği birkaç yüzü kısaca inceledi, elindeki kağıt parçasını katlayıp iç cebine koyup, kollarını sallaya sallaya yokuştan aşağı inmeye başladı. Hesabına göre otuz sekiz saattir uyumuyordu. Seçeneklerini düşündü; ya eve gidip ailesinden azar işitmeye katlanarak yatağına kavuşacak, ya sağda solda zaman geçirerek azarı erteleyecek, ya da azarı tamamen ortadan kaldırmak adına, kendisine arkadaş olacak bir kız bulup çekip gidecekti. Gençti, ama çekip gitme fikrinin genççe olduğunu da biliyordu. Bu fikrin genççe olmadığını, biraz daha büyüyünce anlayacaktı.

Düşünme aşamasını uzatmak adına bir filme girmeye karar verdi -hem belki azıcık uyurdu da. Girdi, üç beş kişinin olduğu salonda, kendisine yakın oturan bir kızı uzun süre izledi, bir de filmi izledi -fena değildi, uyumadı. Tüm bunlar düşünmeye dahildi. Bir ara aklına, o kıza gidip kaçma teklifi yapmak geldi, fakat bunun çılgınca olduğunu da fikir aklına geldikten azıcık zaman sonra düşünüverdi.

Filmden sonra çıktı, otoban boyunca yürüdü. Bazen kendini çölde gibi hissetti, kendi kendine zararsız espriler yaptı. Sıkıldı. Telefonunu açtı, bir kızı aradı: "Benimle çıkar mısın?" "Bunu daha önce konuşmuştuk ama."

Benimle çıkar mısın, şu aşamada, istedikleri yaşta olsunlar, inanılmaz gereksiz bir soruydu. Daha edebi olmalıydı. Hâli yoktu. Başka kimseyi aramadı. Yürümeye devam etti.

Eve kadar yürüdü. Hem yorgun hem uykusuz bir hâlde, eve girdi, annesine işaret parmağını dudaklarına götürerek sus işareti yaptı, iç cebindeki kağıt parçasını girişin hemen sağındaki dolabın üstüne fırlattı, odasına gidip kendini yatağa bıraktı. Uyuması için on yirmi saniye hareketsiz ve gözleri kapalı kalması yeterliydi, bir anda yataktan fırlayıverdi. Kitaplığından The Catcher in the Rye'ı aldı, uzun zaman sonra, kitabı yeniden okumaya başladı.

İki sayfayı bile bitiremeden kendini yalnız hissetmekten kurtulacak, biraz daha iyi hisseder hâlde uykuya dalacaktı.

Hiç yorum yok: