22 Haziran 2009 Pazartesi

Kendini Tekrar Etmeyi Seven Yazarın Ölümü

Ben az konuşur, çok yazarım. Geceleri yaşar, gündüzleri uyurum. Canlılıktan hoşlanmam, insansızlığı severim. Az sayıdaki arkadaşlarım, olumsuz bir sıfat kullandıklarını sanarak bana asosyal derler, bense bunu iltifat olarak algılarım. İnsanları sevmiyor değilim, yerine göre hepsine bayılıyorum. Ancak insanlar uzaktan sevilmesi gereken varlıklardır –yakınlarına zarar verirler. Gepgeniş bir alanı gören yüksek penceremden insanları seyretmeyi, günün yarısını yazarak geçirmeyi, kendime güzel yemekler hazırlamayı, yalnız yaşadığım evimin düzenini değiştirip durmayı, sevdiğim birkaç yazarı tekrar tekrar okumayı severim. Amatör insan diyalogları dinlemeyi, ilhamın bekleyerek geleceğini sandığım dakikaları, yediğim haltlar hakkında hâlâ yaşayan sayılı akrabalarıma hesap vermeyi, yanlış yazarı seçmiş okuyucuların görüş mektuplarını okumadan duramamayı, sürekli yeni fikirler üretmesi gerektiğini düşünen yazarları okumayı sevmem.

Ben kendini tekrar etmeyi seven yazarım. Her gün, aynı konularda yazar ve aynı konularda her gün sıkılmadan yazabildiğim için kendimle gurur duyarım. Öykülerimin karakterleri birbirlerini çok severler, çünkü hepsi aynı öze sahiptirler. Kimisi mühendis, kimisi çöpçü, kimisi sekreterdir; fakat hepsinin öyküsü aynı meseleleri anlatır durur. Dedim ya, ben kendini tekrar etmeyi seven yazarım. Bunu sorun gören eleştirmenler benim için esaslı bir sorundur. Kendimi tekrar etme özgürlüğümü isterim.

Geceleri yaşarım, ancak geceleri dışarı çıkmayı sevmem. Sevişmem, kadınlarla yatağa uzanan sohbetlere girişmem. Kadınlarla yatağa uzanan sohbetler yapan erkekleri sevmem. Hemcinsleriyle sevişen insanları severim –yatağa uzanan sohbetleri samimidir. Dışarı çıktığım nadir zamanlarda bana asılan kadınları severim. Ayıptır söylemesi yakışıklı sayılırım, ama yine de bana asılan kadınların beyni, biraz iyimser olayım, arkadaşlarıma asılanlardan daha doludur. Ünlü bir yazar olduğumu öğrendiklerinde, bunu bilmedikleri için üzülmezler. Üzülmemeleri gerektiğini bilirler.

Ben kendini tekrar etmeyi seven yazarım. Yavaş ama çok yazarım. Yalnızlıktan hoşlanan insanları sever, onları öykülerim. Yalnızlıktan hoşlanan insanların birbirleriyle ilişkilerine bayılırım. Öykülerim hep evlerde geçer. Karakterlerimi insanlarla konuşturmayı sevmem. Oturmalarını, kalkmalarını, düşüncelerini, bunalımlarını öykülerim. Farklılaşmalarına, renkli yaşamalarına izin vermem. Onlar benim olağan insanlarım.

Zayıf, esmer, kısayımdır. Kendime hazırladığım yemekleri asla yemem. İzler, tadar, ve sokağımdaki köpeklere veririm. Yemekleri izlemeyi, koklamayı sever, ancak yemeyi sevmem. Ben zaten fizyolojik hiçbir şeyi sevmem. İçmeyi, uyumayı, boşalmayı mümkün olduğunca az yaparım. Hele boşalmaktan nefret ederim. Islak rüyayla boşalmayıp otuz birle boşalırsam, bunu yaparken düşündüklerim için kendime sayfalar dolusu intihar mektubu yazma cezası veririm. Sahi, ben bir de intihar mektubu aşığıyım. İnsanlara, onlara okutmayacağımı bile bile, uzun intihar mektupları yazarım ve sonra bunları yakarım. İtiraf edeyim, mektuplarım üç kişiyedir. Aynı mektupları, farklı cümlelerle, tekrar tekrar yazarım. E ben kendini tekrar etmeyi seven yazarım.

Okurlarımın sıkıldığı, gerçek okurlarımın her görüşünde daha da keyiflendiği kelimelerim vardır. Onlar benim hayat arkadaşlarımdır, her yazımda geçerler. Onlarsız yapamam. Onlar bensiz yapar –üstündürler. Bense kendini tekrar eden bir zavallıyım.

Ben kendini tekrar eden yazarım. Bunu seviyorum. Değişmemek, müze gibi olmak, hayatımdaki insanlara yapabileceğim en büyük iyiliktir. Karşı cinslerim benden sıkılırlar, ama esas sevenlerim beni daima kurtarıcıları olarak görürler. Değişen dünyanın değişen insanları için, hâlâ yaşamda olduklarını ve toprağa sarılı bir kökleri olduğunu hatırlatma aracıyımdır. Kendimi tekrar etmem, birçoklarının hayatını kurtarır.

Ben az konuşur, çok yazarım. Ben kendini tekrar etmeyi seven yazarım, bu da benim intihar mektubum. Haberim olmadan ölmeyi hiç sevmem de...

Hiç yorum yok: