30 Mart 2009 Pazartesi

Yarın

Henüz, gülümseyen koyun suratlarının konulduğu Türkiye Çocuk dergisi kapağından iğrenecek yaşa bile gelmemiştim ki, dayım ayrılırken sorardı: "Yarın olacak mı?" Daha anlamazdım elbet umutsuzluğu, "Olacak," derdim. Cevabıma karşılık gözünde gördüğüm pırıltıyı yorumlamam zaman alır; sadece sevgi dayadığını biliyorum.

Döndü dünya, geçti zaman, okudum-uyudum-bok döktüm-otlandım-büyüdüm-olgunlaştım fakat nihayetinde yine aynı büyümesi-her-insan-gibi-imkânsız-küçük-insan'ım; en az on yıl olmuştur dayım o soruyu bana son kez soralı, ama ben sanki sormuş gibi yeniden cevap veriyorum:

Ol-ma-ya-cak.

16 Mart 2009 Pazartesi

Gerçek

Şu kadarını söylüyorum: Doğuştan boku yemişgillerdeniz. Öyle yani. BO-KU YE-Mİ-ŞİZ. Boku yemişiz.

11 Mart 2009 Çarşamba

Yol

Tek gidişlik bir yol mu, yoksa kendini yalnızca ayrıntılarda değişikliğe uğrayarak tekrar eden bir döngü mü belli değil. Sadece istesek de istemesek de, içinde olduğumuz kesin.

Camımın önünde beş şerit; ikisi gider ikisi gelir, biri akşamları, biri sabahları tıkanır, ve biri de orta yoldan çift yöne hiç durmaksızın binlerce insan taşır durur. O insanlar; arabalılar, arabasızlar, kadınlar, erkekler, öğrenciler, işsizler, işliler... Hepsi ayrı yerlere mi gidiyor, yoksa aynı yere mi? Camdan bakınca, kaloriferin üstünde uzanan kedinin gün boyu yalanmaktan asla bıkmadığını da göz önüne alınca daha bir emin oluyorum: Aynı yere.

"Yetişkinler". Artık benim için yetkinliğini kaybeden bir dış-gruplama. Yetişkinliği eleştiren erken ergen yılları kaybettim, ben de onlardanım. Koşuyorum. Fakat bu, eğer yüzündeki ciddiyet ifadesini bir an bile yitirmeksizin her gün derslere giren, resmen işe ve hayata sarılma dersi veren bir öğretmenin çözülüş anına, "hepsi boş" temalı, hıçkırıklarla güçlenmiş ağlayışına tanık olduysanız, bazı bazı insanların çözülüş anlarındaki masumiyetiyle karşı karşıya kalıyorsanız, koşu pistine sidik sıçratmanıza engel olmuyor.

Normallikten çıkmış, beynini tamamen kaybetmiş bir atın anormal davranışları, aslında ortadaki basitliğin göstergesi; beynin en ufak bir hasarı, koşu pistinin dışına çıkmanıza ve felç geçirerek ölmenize yol açabilir. Beyni kaybettikten sonra ölüp ölmemeniz sorun değil; beyin gittiyse, o "ben" dediğiniz şey de artık yoktur. Zaman-mekân-ben. Beyin, onların önüne konmuş bir katsayı. Ve ardından 0'la çarpılma klasiği.

İki dakikalık bir hafıza kaybı. Hiçbir ismi hatırlayamadan, buna da şaşırarak, gülerek evde birkaç tur atmak, şaşkınlıktan kahkaha bile atmak, sonra en sonunda, ilk olarak sevgilinin, sonra gerisinin, adını hatırlayabilmek. Beynin kendiyle dalgası. Ben onun sahibi değilim, çünkü ben, onun dışında değilim. Yalnızca beynimi çıkarıp koysam bir tarafa, veya Ninja Turtles'taki gibi, biri yerleştirse onu göbeğine, yine sevilir miyim etrafça? Ben beyinim, ama vücuda bürünmek zorundayım. Az mı sordunuz, önünüzdeki ellere bakarak, ben bunu nasıl hareket ettiriyorum diye?

Daha önce, boğaz köprüsüne bakan evinden, gidip gelen araçları izleyerek, "Nereye?" diye soran amcam da bu cevabı veriyor olmalıydı: "Bekliyoruz; hepimiz, küçük şeyler yapıp ölmeyi bekliyoruz*."