16 Eylül 2009 Çarşamba

Kırık bir Hikâyenin Kalbi (The Heart of a Broken Story) - J.D. Salinger

(Çeviri)

Her gün, Justin Horgenschlag, haftada-otuz-dolarlık yayıncı yardımcısı, daha önce hiç görmediği aşağı yukarı altmış kadını yakın mesafeden gördü. Böylece New York’ta yaşadığı şu son birkaç yılda, Horgenschlag yakın mesafeden neredeyse 75.120 farklı kadın gördü. Bu 75.120 kadından, takriben 25.000’i otuz yaşın altında ve on beş yaşın üstündeydi. 25.000’in sadece 5.000’i 47 ile 56 kilonun arasındaydı. Bu 5.000’in sadece 1.000’i çirkin değildi. Sadece 500’ü makul ölçüde çekici; sadece 100’ü oldukça çekici; sadece 25’i uzun, hafif bir ıslığa değerdi. Ve sadece biri Horgenschlag’ı ilk görüşte aşka itti.

Şimdi, iki türlü femme fatale* vardır. Biri, kelimenin tam anlamıyla femme fatale olan femme fatale ve biri ise kelimenin tam anlamıyla femme fatale olmayan femme fatale.

Adı Shirley Lester’dı. 20 yaşında, (Horgenschlag’den on bir yaş genç), 162 cm boyunda (bu başını Horgenschlag’in göz seviyesine getiriyor), 53 kilo ağırlığındaydı (taşımak için kuş tüyü kadar). Eski bir Nelson Eddy hayranı olan annesi Agnes Lester’la birlikte yaşayan –ve desteklenen, bir stenograftı. Shirley’nin dış görünüşünü tarifte insanlar genelde şöyle derlerdi: “Bir tablo kadar güzel.”

Ve bir sabah erkenden, Third Avenue otobüsünde, Horgenschlag Shirley Lester’ın yanıbaşında ayakta durdu; fiyaskoydu. Bütün hepsi Shirley’nin dudaklarının kendine has aralığı yüzündendi. Shirley otobüsün reklam panelindeki bir kozmetik reklamını okuyordu ve okurken, çenesi hafiften gevşedi. Ağzının açık, dudaklarının ayrı olduğu bu kısa anda, muhtemelen tüm Manhattan’daki en ölümcül* kadındı. Horgenschlag onu New York’a geldiğinden beri yüreğini sinsice saran devasa yalnızlık canavarının panzehiri olarak gördü. Ah, ne ızdırap! Shirley Lester’ın yanında durmanın ve ayrılmış dudaklarından öpememenin ızdırabı! Kelimeleri kifayetsiz bırakan ızdırap!

***

Bu, Collier’s*(3) için yazmaya başladığım öykünün başlangıcıydı. Hoş, dokunaklı bir oğlan-kızla-tanışır öyküsü yazacaktım. Ne daha iyi olur, diye düşündüm. Dünyanın oğlan-kızla-tanışır öykülerine ihtiyacı var, ama yazmak için, maalesef, yazarın oğlanın kızla tanışmasıyla ilgili bir şeyler ele alması gerekir. Bunu bu öyküyle yapamayacaktım. Mantıklı değildi. Horgenschlag ve Shirley’i doğru dürüst bir araya getiremedim. İşte nedenler:

Horgenschlag için eğilip dürüstçe şöyle söylemek kesinlikle imkansızdı:

“Affedersiniz. Sizi çok seviyorum. Sizin için deliyim. Biliyorum. Sizi hayatım boyunca sevebilirim. Yayıncı yardımcısıyım ve haftada otuz dolar kazanıyorum. Tanrım, sizi nasıl da seviyorum. Bu gece meşgul müsünüz?”

Horgenschlag belki bir ahmak, fakat bu kadar ahmak da değil. Dünkü çocuk olabilir, ama bugünkü olmadığı kesin. Collier’s okuyucularından bu tür bir zırvayı yutmalarını bekleyemezsiniz. Ne de olsa, para paradır.

Yapamadım, tabii ki, ansızın Horgenschlag’e William Powell’ın eski sigara vakasıyla Fred Astaire’in eski silindir şapkasının karışımı bir kibarlık serumu verdim.

“Lütfen beni yanlış anlamayın, bayan. Dergi illüstratörüyüm. Kartım. Sizi resimlemeyi hayatımda kimseyi resimlemek istemediğim kadar istiyorum. Belki bu girişim ikimiz için de iyi olur. Sizi bu akşam arayabilir miyim, ya da yakın gelecekte? (Kısa, zarif bir gülücük.) Umarım çok umutsuz görünmemişimdir. (Bir tane daha.) Sanırım göründüm, gerçekten.”

Of. Bu satırlar bezgin –fakat hovarda ve umursamaz- bir tebessümle iletildi. Olsun, ileten Horgenschlag. Öyle ya, Shirley, eski bir Nelson Eddy hayranı ve aktif bir Keystone Sirkülasyon Kütüphanesi üyesiydi.

Belki neyle karşı karşıya olduğumu görmeye başlamışsınızdır.

Doğru, Horgenschlag şöyle diyebilirdi:

“Affedersiniz, ama siz Wilma Pritchard değil misiniz?”

Ki Shirley’nin otobüsün diğer tarafına bakınarak vereceği soğuk cevapla karşılaşırdı:

“Hayır.”

“Komik,” diye devam edebilirdi Horgenschlag, “Wilma Pritchard olduğunuza yemin edebilirdim. Ah. Seattle’dan gelmiş olma şansınız var mı?”

“Hayır.” –Öncekinden daha da soğuk.

“Seattle benim memleketim.”

Kayıtsız.

“Müthiş küçük bir kasaba, Seattle. Yani gerçekten mükemmel küçük bir kasaba. Burda –yani New York’ta- sadece dört yıldır bulunuyorum. Yayıncı asistanıyım. Justin Horgenschlag adım.”

“Gerçekten ilgilenmiyorum.”

Ah, Horgenschlag bu tip bir yöntemle hiçbir yere varamazdı. Bu durum altında Shirley’nin ilgisini kazanacak bir görünüşü, kişiliği veya kıyafetleri de yoktu. Şansı yoktu. Ve önceden de söylediğim gibi, gerçekten iyi bir oğlan-kızla-tanışır öyküsü yazmak için, akıllıca olan, kızla tanışan bir oğlana sahip olmaktır.

Belki Horgenschlag bayılabilir, bunu yaparken destek için etrafa el atabilirdi: Destek Shirley’nin ayak bileği olurdu. Bu şekilde çorabını yırtabilir veya uzun, sağlam bir kaçıkla tezyinde başarılı olabilirdi. İnsanlar muzdarip Horgenschlag için yer açardı ve o da ayağa kalkıp, mırıldanarak: “İyiyim, sağolun,” sonra, “Ah, şuna bak! Çok üzgünüm, bayan. Çorabınızı yırttım. Bunu ödememe izin vermelisiniz. Şu an pek nakitim yok, siz bana adresinizi verin.”

Shirley ona adresini vermezdi. Sadece utanır ve kendini ifade edemez hâle düşerdi. “Sorun değil,” derdi, Horgenschlag’in hiç doğmamış olmasını dileyerek. Hem ayrıca, fikrin tamamı mantıksız. Horgenschlag, bir Seattle oğlanı, Shirley’nin bileğini tutmayı hayal bile edemezdi. Third Avenue otobüsünde değil.

Ama daha mantıklı olan, Horgenschlag’in her şeyi göze alabilecek kadar çaresiz olma olasılığı. Hâlâ gözü dönmüşçesine seven birçok adam var. Belki Horgenschlag onlardan biriydi. Shirley’nin el çantasını yakaladığı gibi arka kapıya doğru koşardı. Shirley çığlığı basardı. Erkekler onu duyar, ve Alamo’yu* hatırlardı. Horgenschlag’in uçuşu, şöyle diyelim, önlendi. Otobüs durdu. Uzun zamandır iyi bir tutuklama yapmamış olan devriye polisi Wilson, rapor eder. Ne oluyor burda? Memur bey, bu adam çantamı çalmaya çalıştı.

Horgenschlag mahkemeye sevk edilir. Shirley, elbette, duruşmaya katılmak zorundadır. İkisi de adreslerini verirler. Böylece Horgenschlag Shirley’nin kutsal mekânını öğrenir.

Kendi evinde iyi –gerçekten iyi- bir bardak kahve bile içemeyen yargıç Perkins, Horgenschlag’a bir yıl hapis cezası verir. Shirley dudağını ısırır, ancak Horgenschlag uzaklaştırılır.

Hapiste, Horgenschlag, Shirley Lester’a aşağıdaki mektubu yazar:


“Sevgili Bayan Lester:

Çantanızı çalmayı gerçekten istememiştim. Onu aldım çünkü sizi seviyorum. Gördüğünüz gibi sadece sizi tanımak istedim. Acaba lütfen zamanınız olduğunda bana mektup yazar mısınız? Burda oldukça yalnızım ve sizi çok seviyorum ve belki zamanınız olursa beni görmeye bile gelirsiniz.

Arkadaşınız,

Justin Horgenschlag”


Shirley mektubu bütün arkadaşlarına gösterir. “Ah, bu çok şirin, Shirley,” derler. Shirley bunun bir yandan şirin olduğunu kabul eder. Belki cevap verecektir. “Evet! Cevapla. Ona bi fırsat ver. Kaybetcek ne var ki?” Ve Shirley Horgenschlag’in mektubunu cevaplar:


“Sevgili Bay Horgenschlag:

Mektubunuzu aldım ve olanlar için gerçekten üzgünüm. Maalesef şu an bu konuda yapabileceğim çok az şey var, fakat olaylara dair kendimi rezalet hissediyorum. Yine de, cezanız kısa ve çok yakında dışarda olacaksınız. İyi şans dileklerimle,

Saygılarımla,

Shirley Lester”


“Sevgili Bayan Lester:

Mektubunuzu aldığımda ne kadar neşelendiğimi asla bilemezsiniz. Kendinizi rezalet hissetmemelisiniz. Delice davranmak benim hatamdı, yani öyle hissetmeyin. Burda haftada bir film izliyoruz, yani o kadar da kötü değil. Ben 31 yaşındayım ve Seattle’danım. 4 yıldır New York’tayım ve bence burası sadece arada bir yalnız kaldığınız müthiş bir şehir. Siz gördüğüm –Seattle dahil- en hoş kadınsınız. Umarım bir Cumartesi öğleden sonra 2-4 arası ziyaret saatlerinde beni ziyarete gelirsiniz –tren bileti ücretinizi ödeyeceğim.

Arkadaşınız,

Justin Horgenschlag”


Shirley bu mektubu da tüm arkadaşlarına gösterecekti, fakat bu seferkini cevaplamayacaktı. Horgenschlag’in bir ahmak olduğunu herkes görebilirdi. Bununla birlikte, ilk mektubu cevaplamıştı. Eğer bu gülünç mektubu cevaplarsa iş aylara ve fazlasına uzayabilirdi. Bu adam için yapabileceğini yapmıştı. Ve ne isim ama. Horgenschlag.

Bu arada, haftada bir film izletilmesine rağmen, Horgenschlag hapishanede berbat zamanlar yaşıyordu. Hücre arkadaşları Snipe Morgan ve Slicer Burke, yeraltından iki oğlan, Horgenschlag’in yüzünü Chicago’da kendilerini gammazlayan bir ahbaplarına benzetiyorlardı. Faresurat Ferrero ile Justin Horgenschlag’in aynı kişi olduğuna ikna oldular.

“Ama ben Faresurat Ferrero değilim,” der Horgenschlag.

“Yapma yea,” der Slicer, Horgenschlag’in eksik günlük yemeğini koridora fırlatarak.

“Beynini dağıt,” der Snipe.

“Size söyledim, sadece Third Avenue otobüsünde bir kızın çantasını çaldığım için burdayım,” diye yalvarır Horgenschlag. Sadece gerçekten çalmadım. Ona âşığım ve bu onu tanıyabilmemin tek yoluydu.”

“Yapma yea,” der Slicer.

“Beynini dağıt,” der Snipe.

Sonra on yedi tutuklunun firar etmeyi denediği güne geliyoruz. Dinlenme alanındaki teneffüs zamanında, Slicer Burke müdürün on sekiz yaşındaki yeğeni Lisbeth Sue’yu kandırarak yakalar. Sekize on iki ellerini çocuğun beline koyarak onu müdürün görmesi için kaldırır.

“Hey, müdür!” diye bağırır Slicer. “Kapıları aç yoksa çocuğun sonu ölüm olur!”

“Korkmuyorum, Bert Amca!” diye bağırır Lisbeth Sue.

“İndir o çocuğu, Slicer!” diye emreder müdür, emrinin zayıflığını bilerek.

Ama Slicer müdürü zayıf noktasından yakaladığını biliyordur. On yedi adam ve küçük sarışın bir çocuk kapılara doğru ilerlerler. On altı adam ve küçük sarışın bir çocuk sağ salim dışarı çıkar. Nöbet kulesindeki bir gardiyan Slicer’ı başından vurmak için harika bir fırsat yakaladığını düşünür; böylece kaçış grubunun birliğini bozacaktır. Fakat ıskalar ve sadece Slicer’ın arkasında kaygıyla yürüyen küçük bir adamı vurmakta başarılı olur, onu anında öldürür.

Bilin bakalım kimi?

Ve böylece, Collier’s için bir oğlan-kızla-tanışır öyküsü yazma planım; narin, unutulmaz aşk hikâyesi, kahramanımın ölümüyle bozulur.

Keşke Horgenschlag, Shirley’nin onun ikinci mektubuna cevap verememesi yüzünden umutsuz ve telaşlı duruma düşmeseydi; o zaman o on yedi gözü dönmüş adamın arasında yer almazdı. Ama Shirley’nin ikinci mektuba cevap vermediği bir gerçek. Yüz yıl sonra da olsa cevap vermeyecekti. Gerçekleri değiştiremem.

Ve ne yazık. Ne acı ki, Horgenschlag, hapiste, Shirley Lester’a aşağıdaki mektubu yazamadı:


“Sevgili Bayan Lester:

Umarım birkaç satır sizi kızdırmaz veya utandırmaz. Yazıyorum, Bayan Lester, çünkü alelâde bir hırsız olmadığımı bilmek istiyorum. Çantanızı çaldım, sizi tanımak istiyorum, çünkü otobüste sizi gördüğüm anda size âşık oldum. Doğrusu dikkatsizce – aptalca rol yapmak dışında başka bir tanışma yolu düşünemedim. Ama sonuçta, âşık olan aptaldır.

Dudaklarınızın hafifçe aralanmasını sevdim. Benim için her şeyin cevabını gösterdiniz. Dört yıl önce New York’a geldiğimden beri mutsuz olmamıştım, ancak mutlu da olmamıştım. Daha doğrusu, size kendimi en iyi şekilde, New York’ta varolan binlerce basit genç adamdan biri olarak tarif edebilirim.

New York’a Seattle’dan geldim. Zengin, ünlü, iyi giyimli ve ince olacaktım. Ama dört yıl içinde, zengin, ünlü, iyi giyimli ve ince olmayacağımı öğrendim. İyi bir yayıncı yardımcısıyım, fakat bu kadar. Bir gün yayıncı hastalandı ve onun yerini almak durumunda kaldım. Yaptıklarım ne karmaşıktı, Bayan Lester. Kimse emirlerimi dinlemedi. Dizmenler, işe dönmelerini söylediğimde kıkırdadılar. Ama onları suçlamıyorum. Emir verirken tam bir aptalım. Sanırım ben sadece emir vermeyi beceremeyen milyonlardan biriyim. Ama artık umursamıyorum. Yeni atanan patronum sadece yirmi üç yaşında bir çocuk. O sadece yirmi üç yaşında, ben otuz bir yaşındayım ve aynı yerde dört yıldır çalışıyorum. Ama biliyorum ki bir gün o baş yayıncı olacak, ve ben de onun yardımcısı. Ama bunu bilmeyi artık umursamıyorum.

Sizi sevmek önemli olan, Bayan Lester. Aşkın seks, evlilik, saat-altı-öpücüğü ve çocuklar olduğunu düşünen bazı insanlar var, ve belki öyle de, Bayan Lester. Ama ne düşündüğümü biliyor musunuz? Bence aşk bir dokunuş, ve henüz gerçekleşmemiş bir dokunuş.

Sanırım bir kadın için diğer insanların haklarında zengin, yakışıklı, nükteli ve popüler bir adamın karısı olduğunu düşünmeleri önemlidir. Ben popüler bile değilim. Ben istenmeyen bile değilim. Ben sadece –ben sadece –Justin Horgenschlag. İnsanları asla şen, mutsuz, kızgın, hâtta iğrenmiş bile yapamam. Bence insanlar beni iyi biri olarak kabul ediyorlar, bu kadar.

Çocukken kimse beni tatlı, zeki veya yakışıklı diye göstermedi. Bir şey demek zorunda kaldılarsa kuvvetli küçük bacaklarım olduğunu söylediler.

Bu mektuba bir cevap beklemiyorum, Bayan Lester. Bir cevabı dünyada her şeyden daha çok isterdim, ancak gerçekten beklemiyorum. Sadece gerçeği bilmenizi istedim. Eğer size olan aşkım bana yeni ve büyük bir keder getirirse, bunun tek suçlusu benim.

Belki bir gün bu sarsak hayranınızı anlar ve affedersiniz,

Justin Horgenschlag”


Aşağıdakinden daha mümkünatsız bir mektup değil:


“Sevgili Bay Horgenschlag:

Mektubunuzu aldım ve sevdim. Olayların geldiği hâl hakkında kendimi suçlu ve mutsuz hissediyorum. Keşke çantamı almak yerine benimle konuşsaydınız! Ama, sanırım konuşmayı sizin için cesaret kırıcı hâle getirirdim.

Ofiste yemek saati, ve size burda yalnız başıma yazıyorum. Bugün yemek saatinde yalnız olmak istediğimi hissettim. Eğer bugün kızlarla Automat’te yemeğe gidersem ve her zamanki gibi yemek boyunca zevzeklik ederlerse, birden çığlık atarım diye düşündüm.

Başarılı olmamanızı, yakışıklı olmamanızı, veya zengin, ünlü, ince olmamanızı umursamıyorum. Bir zamanlar umursardım. Lisedeyken, hep Joe Glamor oğlanlarına âşık olurdum. Yağmurda yürüyen ve Shakespeare’in tüm sonelerini tersten bilen Donald Nicolson. Periyot sona ermek üzereyken sahanın ortasından oyunu değiştiren bir basket atabilen yakışıklı, ilginç tip Bob Lacey. Utangaç, ve hoş, kaya gibi kahverengi gözlere sahip Harry Miller.

Ama hayatımın o çılgın dönemi bitti.

Ofisinizdeki, emirler verdiğinizde kıkırdayan insanlar kara listemde. Onlardan kimseden etmediğim kadar nefret ediyorum.

Beni tüm makyajım yapılıyken gördünüz. Makyajsız, inanın, o kadar olağanüstü güzellikte değilim. Lütfen ziyarete izinli olduğunuzda bana yazın. Beni ikinci defa görmenizi isterim. Beni yapmacık bir harikalıkta yakalamadığınıza emin olmak isterim.

Ah, yargıça çantamı neden çaldığınızı söylemenizi ne kadar da isterdim! Belki bir araya gelip ortak noktamız olan birçok şey hakkında konuşabiliriz.

Lütfen sizi ne zaman gelip görebileceğimi bildirin.

Saygılarımla,

Shirley Lester”


Ama Justin Horgenschlag Shirley Lester’ı asla tanıyamadı. Shirley 56. sokakta, Horgenschlag 32. sokakta indi. O gece Shirley Lester birlikte olduğu Howard Lawrence ile sinemaya gitti. Howard, Shirley’nin son derece iyi bir spor olduğunu düşünüyordu, ancak gittiği yere kadardı. Ve Justin Horgenschlag o gece evde kaldı ve Lux Toilet Soap* radyo oyununu dinledi. Bütün gece Shirley’i düşündü, ve ertesi gün, ve ay boyunca sık sık. Ve ansızın koca bulamayacağı konusunda endişelenmeye başlayan Doris Hillman’la tanıştırıldı. Ve sonra Justin Horgenschlag farkına varmadan, Doris Hillman ve diğer şeyler, Shirley Lester’ı beyninin derinliklerine itti. Ve Shirley Lester, onun düşüncesi, artık yoktu.

Ve işte bu Collier’s için asla bir oğlan-kızla-tanışır öyküsü yazmamamın nedeni. Bir oğlan-kızla-tanışır öyküsünde, oğlanın her zaman kızla tanışması gerekir.


Eylül 1941, Esquire

-------------

Notlar

1: Femme fatale: Fr. ölümcül kadın.
2: Burda Salinger “fatale” kelimesinin İngilizce karşılığı olan “fatal”ı kullanıyor.
3: Collier’s Weekly: 1888’den 1957’ye kadar yayın yapmış bir Amerikan dergisi.
4: Alamo: 1836 yılında, Meksika'nın yaklaşık 2000 kişilik bir birlikle saldırdığı Amerikan kalesi. Yalnızca 150 Amerikan askeri uzun süre kaleyi başarıyla savunmuş, destek birlik geldiğinde Meksikalılar def edilmiştir.
5: "Lux" isimli bir sabun şirketi 1930'lu ve 1940'lı yıllarda A.B.D.'deki birçok radyo oyununa sponsor olmuştur.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Çıkış

Kazanıp kaybetmeyi umursamaman, kaybettiğin gerçeğini değiştirmez. Bugün, kaybeden olarak, Yiğit, daha yeni yeni yerleştiği evden, eşyalarını toplayıp gitmeye hazırlanıyor. Fazla bir şey almayacak yanına; birkaç kıyafet, birkaç ufak eşya -mesela yakın arkadaşlarının anlamlı hediyeleri, bir de sembolik anne. Toplanırken gördüğü tüm anıları üzerinde düşünmemeye çalışarak yerinde bırakıyor. Kitaplar, ortak tişörtler, onlar bunlar, hepsi burada kalacak. Bu hayatın yarını etkilemesi kabul edilemez.

Şimdi boşluk. Tek bir bavul, meteliksizlik, sakinlik. Yıllardır ilk defa bu kadar dingin hissediyor kendini. Ne olursa olsun sinirlenmeyeceğine emin. Bavulunu çalıp koşmaya başlasalar, umrunda değil, arkasına dönüp bakmaz bile. Fena değil bu, yeni doğmuş bebek gibi. Ya da neredeyse testislere dönüş. Umursamıyor. Bir daha umursayacağını da düşünmüyor. Tam bir huzur. Tam bir huzur.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Ölüm Geçirmez

Kırmızı ve siyah baskın renkli kulübün ışıldayan demirlerinden biriyle, Down in Mexico eşliğinde striptiz yapıyor Cassidy. Cuma gecesi hariç her gece. Bu gece, kendinden geçercesine saçlarını savururken, bir yandan da kendisini izleyen erkeklerin ve neden burda olduklarını bilmediği uslu görünümlü iki kadının yüzüne bakıyor. Bu gece kendisi için de dans ediyor; bu gece farklı bir gece. Patronu ne derse desin kucak dansı kabul etmeyecek, özel odaya geçmeyecek, ancak mola da vermeyecek. Yorgunluktan geberene kadar yapabildiği en iyi şeyi yapmaya devam edecek: Dağıtacak.

Onun için ne etraftan sürtük bakışı yemenin, ne de sürtük olmanın bir önemi var. Ne çıplaklığın, ne çiftleşmenin, ne inancın. Tek umursadığı, ölüm.

***

Striptizi en sanat yaparcasına yapan kızın yakınına oturan Sam, şu yaşına kadar yakalayamadığı çıkışı yakalamasına yardım edeceğine neredeyse emin olduğu yeni filminden önce gözlem yapıyordu. Karşısındaki kızın bazen kendisine bakan gözlerinde gördükleri, onu neredeyse kıza oyunculuk teklifi götürmesine itecekti, ancak kendisine ısrarla destek olan yapımcı arkadaşının, önceki projede oynattığı kapı komşusu konusunda kendisine ne kadar kızdığını hatırlayınca kendini bu fikirden uzaklaştırdı. Kızı ve etrafı izliyor, bir yandan da sağ arka çaprazında ayakta duran iki kadının ne için burda olduklarını gözleriyle araştırıyordu.

Onun için gözlemlerin yanı sıra, bu gece yatacak bir hatun bulmak da önemliydi. Zaten pek iyi anlaşamadığı karısından, belki bakış açıları ve fikirleri değişir, kendisini başarıya ulaştırır diye boşanmıştı; ancak bu durum kendisine, sinemayı kendisinin onda biri kadar umursamamasına rağmen, sanat filmlerinden biraz olsun anlayan çoğu oyuncunun çalışmak için can atmaya başladığı vurdumduymaz-başarılı yönetmen arkadaşının görünmez aşağılamalarının –belki de bu aşağılama algılamalarının tek nedeni kendi aşağılık kompleksiydi- artarak devamı ve şişmiş taşaklar olarak geri dönmüştü.

Yarın, gazetede, aşırı dozdan giden striptizci haberini gördüğünde, beş saniyelik bir kelebek etkisi düşünme aşamasının ardından, karşısında kahvesini yudumlayan yapımcı arkadaşına bakacaktı.

***

“Neden buraya geldiğimizi anlamıyorum.”
“Şu tutkulu dansçıyı görüyor musun?”
“Ee?”
“Üçlüye bayılır.”

Tedirgin kadın gülümserken, Chick Habit çalmaya başladı.