19 Nisan 2010 Pazartesi

Lakobos

Isıtan ama yakmayan sabah güneşi Lakobos'un yüzüne vuruyor, My Morning Jacket ile, taşra insanının başını döndürecek kalabalıkta bir otobüste olmasına rağmen, kısmen rahat bir köşeye kendini atmış olmasının da etkisiyle hafif hissediyordu. Gözlerini biraz kapatsa kendini bulutların üzerinde uçarken görebilirdi. Zor değildi, yalnızca toplum içinde aptalca gülümseme korkusundan sıyrılsa yeterdi, haftada bir banyo yaptığı kısık egolu zamanlarında halk buna yeterince alışmıştı ne de olsa.

Müzik işledikçe, gereklilik kayboldu. İnsanlara bakarken de bulutları görebiliyordu artık ve bu, göz temaslarından kaçmasını bile önlüyordu. Otobüsün şiddetsiz sallantıları da dosttu bugün, güneş gibi. Düşününce, gittiği yer ve hayatındaki insanlarla birlikte, Pepsi felsefesini aklından silerse, hayatına haksızlık ediyordu. Battaniyenin altında film izlemekten ötesi yokken, kendine ait güzel günleri hırsa ait uğraş vakitleri hâline getiriyordu. Beyni, aniden samadhiye atlamış gibi, huzurla doldu.

Derken, ufak bir çatırdamanın ardından, sol kulaklığı dönüşü olmayan bir temassızlığa kucak açtı. Lanet yere, aptal insanlarla uğraşmaya gidiyordu.

Hiç yorum yok: