24 Mayıs 2010 Pazartesi

Ütopya

O sabah tedirgince derse giden Seden, yine okulun erkekler tuvaletlerinden birine kapanmış buldu kendini. Klozetle kabin duvarı arasındaki daracık alana çömelmiş, boş gözlerle kabinin kapısına doğru bakıyordu. Hangi tuvaletin hangi kabininde olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu, bu nevrotik çerçevede tam bir bilince sahip olduğu da söylenemezdi nitekim. Katatonik sayılmazdı, ancak olup olmadığı da gözlemlenerek anlaşılamazdı -elinin titrediği sıralar ve tırnak yemek üzere farkında olmaksızın elini ağzına götürüşleri hariç.

Seden'in nöbet mekânının önünde, sırtını kabin kapısına dayamış, tıpkı Seden gibi çömelip oturmuş bir delikanlı, birkaç saatte bitirilebilecek incelikte bir kitabı okuyordu. Sıkıldığı belliydi, ancak yine de okuma disiplinini elden bırakmamıştı. Okumakta olduğu sağ sayfa bitince, sayfayı çevirdi, bir an okumayı bırakıp derin bir nefes aldı. Sağ eliyle kabin kapısına iki defa, bir iki saniyelik, kapı tıklama için uzun sayılabilecek bir arayla, orta ve işaret parmağının arkasıyla vurdu. Biraz bekledi, karşılık alamayınca kitabına döndü. Okudu, bir kez daha ikili bir tıklama gerçekleştirdi, biraz daha okudu. Daha fazla dayanamazdı.

Yüksek egosuna rağmen, pes etmeyi gururuna yediremeyişinden çok Seden'e olan kızgınlığından ötürü, tuvaletten çıkarken tesadüfen gördüğü hamamböceğine kitabıyla bir şaplak atmak üzere köşedeki lavaboya doğru hızlıca gitti, kitabı iki lavabo arasındaki boşluğa geçirdi. Sağa doğru kaçmaya başlayan hayvanı bir saniyeliğine izledi, fakat başka hamle yapmadı. İstediğini almıştı.

Okul koridorundaki annesi koltuk babası sandalye melez oturakta bekleyeni vardı. Bekleyeni, bezgin bakışlarından bir gelişme olmadığını anlamış olacak ki, gelip yanına oturan arkadaşına fazla pas vermeden diğer yanındaki kaşarlı sandviçi alıp yemeye koyuldu, ki, daha ilk ısırıktan sonra aniden kalktı ve elinde sandviçle tuvalete gitti -yemekle tuvalete girmekten rahatsız olanlardan değildi belli ki. Tuvalete girdi, tıpkı kitaplı eleman gibi, Seden'in kabininin kapısına sırtını dayayarak oturdu ve sandviçten bir ısırık daha aldı.

Peynir kokusunun Seden'in ilgisini çekmesi anormal değildi. Bakışları değişmiş, hayatla yeniden biraz olsun bağ kurmuştu Seden. Kurduğu tek bağ hayatla değildi; midesinin kazındığını da hissetti. Derin sessizliği, yoğun sessizliğe dönüştü.

Kabin önü sandviç yiyicisi ikinci -ancak karnı hakikaten aç birinin atabileceği kadar büyük- ısırığın ardından, çiğneme aşamasında, bir anda aklına parlak bir fikir gelmişçesine çiğnemesini yavaşlattı. Sakince ayağa kalktı, kabin kapısını tıpkı kitap okuyan arkadaşı gibi iki uzun aralıklı tıklamayla dürttü ve kabinden üç dört adım öteye giderek sandviçi Seden'in görebileceği fakat uzanamayacağı uzaklığa, yere attı, ardından yine yavaşça tuvaletin çıkışına doğru yöneldi.

Seden'in kalbi tıpkı Seden kendini kabine kapamadan önce olduğu gibi hızlı hızlı atmaya başladı. Eğilerek sandviçe baktı, heyecanla kabin kapısını aralayıp tuvaleti kontrol etti Seden -görünürde kimse yoktu. Yavaşça kabinden çıktı, eğilip sandviçi kokladı, eline aldı ve tam kabinine geri dönecekti ki aniden koşarak gelen sandviç sahibi, Seden'i tuttuğu gibi tuvalet çıkışına doğru sürüklemeye başladı. Bu çelimsiz hâliyle rakibine karşı koyamayacağını bilen Seden, gözü yere düşürdüğü kaşarlı sandviçte, çaresizce teslim oldu.

Çok geçmeden, hamamböceği sahipsiz sandviçi fark etti.

2 yorum:

Jayne dedi ki...

ve yazdıklarınız gözlerimi kamaştırmaya devam ediyor sevgili mösyö...

Yiğit Tokgöz dedi ki...

o sizin bakış ve okuyuş güzelliğiniz sevgili bayan.