24 Ocak 2010 Pazar

Ciddi Bir Eleman

Sercan -arkadaşlarının hitabıyla yakışıklı piç, uyanır uyanmaz yataktan fırladı, banyoya gidip çivi gibi suyu yüzüne üç defa sertçe vurdu, içindeyken kendini güven dolu hissettiği pamuklu eşofmanlarını giydi ve sessiz sakin semtinin temiz sahilinde sabah koşusuna çıktı. Adem elması görünsün diye başı biraz arkada, kolları disiplinlice yanlarında, şöyle yorulmaya değecek türden güzel bir karşı cins görürse havalı görünmek adına gözleri anında dimdik karşıda, düzgün nefes alıp verme ritüelini gerçekleştirerek bir saat koştu. Dönüşte annesinin istediklerini almak için çarşıya uğradı, girdiği bütün dükkanlardaki, adını bilen esnafla gülümseyerek selamlaştı. Eve döndü, on beş dakika ağırlık çalıştı, ardından soğuk bir duş için banyoya girdi. Çıktığında, arkaya doğru yatmış saçlarına, tüysüz ve hafif kaslı vücuduna, herhangi bir cinsel organın haddini aşan seviyede estetik görünümlü penisine baktı ve kendini iyi hissetti. "Köpek gibi yakışıklıyım işte," diye düşündü. Bornozunu giyip odasına geri döndü; derse yetişmek için fazla oyalanmadan çıkması gerekiyordu. Üstüne Led Zeppelin temalı siyah bir tişört, onun üstüne önü açık bırakılacak şekilde siyah düz bir gömlek, altına da –görünümüyle rahat olma kaygısının akla gelmesine fırsat bile vermeyen- favori kot pantolonunu giydi. Saate bakmak için telefonunu eline aldı, mesaj gelmişti: "Seni özledm..."

Okula doğru, sağlam basan adımlarla yürüyordu. Nedenini bilmeksizin gülümsüyordu, kendinden memnuniyeti yüzüne yansımıştı; günler güzel, diyordu, derste salak kızlardan alacağı kesiklerle nasıl eğleneceğini, güzel diksiyonuyla her konuştuğunda hemcinslerinin bile etkilendiğini gördüğünde hissedeceği özdoyumu, dersten çıktığında tıpkı şimdiki gibi tatmin dolu adımlarla yürürken yine mutlu olacağını düşünüyordu. "Akşam hatuna bir uğrarım, sonra belki Emre'lerle bir şeyler içeriz, ya da film filan izlerim, olmadı ararım bi kızı takılırız, zaten erken uyumam lazım sabaha koşu sözüm var Cansu'ya, gerçi çok da yorulmamam lazım sete gideceğim bir de-"

Herife garezim yoktu. Beyin-vücut kombinasyonunun meyvesini yemesi gayet doğaldı, ne kıskanıyordum, ne de ona karşı nefret hissediyordum. Kendimi kandırmıyorum ki, benim onu izlediğim tünek, onun obje olduğu yaşantıdan daha keyifliydi benim için. On beş yaşından sonra yaşadığı her günün farksızlığının büyük katkısıyla onu anlatmaya yeten bu kısa öykünün sonunda, tam da kendini en mutlu hissettiği yere, sosyalleşmenin doruğa çıktığı okula bir sokak kala kendisine çarpan bir kamyonet yüzünden ölmesinin sebebi, yalnızca, kendini fazla ciddiye almasıydı.

Sürücü yargılanmadı. Şahitlerin hemen hemen hepsi, çocuğun kaza anında hafifçe kafasını kaldırmış, havaya bakarak gülümsemekte olduğunu ve hiç şüphesiz ki intihar ettiğini belirtti.