26 Nisan 2011 Salı

Son Basamaktan Önce

Kapı komşusu Madam, avukat oğlunun doğum gününün hemen ertesinde öldüğünden beri her katına üç daire düşen çalışan nüfuslu apartmanın alt katında yalnız kalan Ayten, hayatındaki canlı eksikliğini Maviş’le de dolduramamıştı. Belki birkaç kez, giriş katının iki kat, Ayten’in bir kat aşağısındaki küçük kapıcı dairesinde apartman işlerinden kalan zamanını televizyon karşısında saç yağlayarak değerlendiren Efkan’a veteriner sormalarla, buldurduğu veterinerlere gitmelerle, rotasyonlu ilişkiye girdiği gündelik uğrakların dışında bir temas fırsatı bulmuştu ancak güven kendini evde arzulatırken, genç olmasına rağmen hastalıklarla boğuşan hayvanın henüz kendine bir canlılık verdiği yoktu ki Ayten’in uyku kaçıran göçme korkularını gidermekte yardımcı olsun. Üst kattaki alzheimerlı yaşıt belki yeni bir aşk olabilirdi, fakat geri gelmeyen tatlı kaplarının cevabı Maviş’i cevherleştiriyordu. Üstüne üstlük, simgesinden geçti fiziksel olarak elde etsin, ışık eve uğramakta yan apartmana takılıyor ve apartmana giren çıkan da Ayten’in dairesinin bulunduğu arka tarafa ancak ayaklarından bileklerine kadar pas veriyordu.

Kattaki yalnızlığın ömrü yarım yıla yaklaşmış, sonbaharın gelmesiyle ufacık bahçedeki tek tük çiçeksiz ot da Madam’dan halliceleşmişken, belki Madam’ın dairesinde miras meseleleri uzadığından henüz bir hareket yoktu ancak, iki yıldır boş olan diğer daireye uzun bir aradan sonra bir talip çıktı. Tüm gününü evinin içe kapanık huzruyla boğuşarak geçiren Ayten apartmanda olan biten toz hareketlerinden bile habersiz kalmaya niyetli değilken, yanı başına yaklaşmakta olan umuda kulaklarını tıkayacak değildi. Şansını iteklememek, şeytanı çağırmamak adına kiralık daireye taşınma çalışmalarındaki genç kıza başlarda fazla yanaşmadı; kapı deliği onun yakınlarda okuyan orta halli (babası yırtmayan ve yırtılmayan) bir kız olduğunu anlatmakta yeterliydi.

Geçtiğimiz haftaki kemalpaşanın gözde kaptaki yerini alan ev yapımı tel kadayıfı resmi bir nihai kurtarıcılık teklifiydi: Dolu dönecek bir kap, Ayten’i kanatları altına alacak plastik pembe saçlı, dev, beyaz bir kuştan farksız olacaktı.

Sürgüsü açılmamış kapının gerisinden bakan tedirgin, genç gözler, sabahları kapıcıya seslenmelerinden aşina olduğu sesi algılayamazdı belki ancak, kapı komşusu kulaklar yardımına koştu ve sürgüyü, hazır harekete geçmişken yine komşusu olduğu kaşlara da el atarak indirdi. Sürgü indi belki ancak, Ayten’in canayakın yaklaşımı karşılığını çekingen, umutsuzluk veren, oyunculuk yoksunu, açık mavi bir teşekkürle buldu. Neyse ki vasat tanışmayı zihnin ön plânında tutmayacak iki uğrak daha vardı Ayten’in taze çalışmasında; sevişerek ortaya çıkardığı yemi tek balıkta kullanacak değildi.

Kapların hiçbiri dolu dönmedi ama genç kızın kabı daha boş döndü. Ayten’in üst komşularından, uzun zamandır tecrübe ettiği gibi, ciddi bir beklentisi yoktu ancak çaresizliğini gizlemeye de çalışmıyordu; Madam’ın bıraktığı dairenin tam üstüne denk gelen, civardaki tekstil dükkanlarından birinin sahibinin depo olarak kullandığı dairenin karşısında oturan ve zihniyle bir türlü barışamayan saçları dökülmüş kadının henüz ayakkabılarını kapı önü pas pasına gezmeye çıkarmaya bile hâli yokken Ayten’in imdadına koşması zordu, Ayten yemi neredeyse iğne kullanmadan salıyordu; evleneli uzunca süre geçmesine rağmen tam altlarına denk gelen Ayten’in yıllar sonra karanlıktan korkmaya başlayan uyku girişimlerini imkânsızlığa sürükleyen çılgın yatak çalgıcılarının da, yan komşularının sönük enerjilerini tümleyen birikimlerine rağmen elindekileri zavallı alt komşularıyla paylaşmaya niyetleri yoktu –Ayten kapları teslim ettiği gece kadayıfta ceviz kullandığına pişman oldu-.

Kapları, evvelsi geceki pırasadan arta kalan hüzünlendirici tabağı ve günlerdir zar zor çıkarılmış üç bardağı yıkamak sabit gözlerin sayesinde neredeyse yarım saat sürdükten sonra, kulağı kapıda, kader arkadaşının altlık gazetesini, yemlerini ve suyunu özenle yeniledi Ayten. Kafese yeni koyacağı gazete sayfasını bilhassa kontrol etti ki, akşamüstünün robotik dostu çengel bulmaca, yaşlı dışkılara kurban gitmesin. Tam yeni doldurduğu su kabını Maviş’in sıkkın yan bakışları arasında kafese geçiriyordu ki apartmandan bir ses duydu. Koşa koşa kapıya çıktı, yeni komşusuna hâl hatır sordu. Kız kendisi için tehlike çanlarının çaldığını fark edebilecek kapasitedeydi, güzel bir selamlaşmanın ardından okula yürürken, uzun yolun da Ayten’e ihanetiyle, tüm kendini herkese beğendirme sıkıntısına rağmen yaşlı kadına kayıtsız kalmaya ve soğuk davranmaya kesinkes karar verdi.

Ayten öyle kolay vazgeçecek türden bir kadın değildi; Amerikan lisesine de bu sayede girmişti, kocasını da bu sayede kazanmış ve kendisinden evvel kaybetmişti. Ne disiplin göbek adlı babasını sevip sevmediği konusunda odasına kapanıp –ama kapısını kapatamayıp- gitgeller yaşadığı dönemde, ne gelecek kararı verirken ve saadete gidecek yolu belirlerken karşı karşıya kaldığı yalnızlık dolu ayrımda, ne de kocasının son araba yolculuğunda onunla beraber mezarlığa gitmeye cesaret edemeyişinde, sonlanma hissini evin her kuytu köşesinde, havanın her karardığı vakitte hissettiği şu son zamanlar kadar zorlanmamıştı belki ama, hâlâ yalnızca devamlı gördüklerinden medet uman ve sucuya, tüpçüye, yanlış gelenlere ve tanımaksızın rastgeldiklerine gençliğinden beri huy edindiği başı otuz derece çevirme hareketiyle bakıyor olması, en azından bunu da aşacağına dair inancının formunda olduğunu kanıtlıyordu.
İnancı azaltan, gözde umudun kararlı içe kapanıklığı oldu. Tanımadıklarına takındığı gururu ona –ve gerektiğinde diğer apartman sakinlerine- karşı göstermeyen, hâtta apartman boşluğunda her tanıdık ses duyuşunda kapı aralamalar, genç kızın yolunu kesip hal hâtır sormalarla o yılların eskitmeyip geliştirdiği gururu ayaklar altına alan kadın, bundan en sonunda, kapıyı uygun bulup iyi yerleştin mi bakalım kontrolü için bir şekilde genç kızın dairesine girebildiği vakit vazgeçti. Tüm bu çabasına, geçmiş günlerde defalarca -hissettirmemeye çalışarak da olsa- neredeyse yalvararak yaptığı kahveye gelme tekliflerine rağmen, kız taşındıktan neredeyse üç hafta sonra nihayet kutsal parkelere ayak basabilmişken, etrafı toplamak üzere hızlı hızlı sağa sola koşturan kızın Ayten’i görmezden gelen, sorulara yanıt vermeyen, ayağına bir şey giymesi öğüdünü kısık sesle tersleyen tavrı Ayten’in genelde sadece akşamüstleri varlığını hissettiği üst kafa bölgesinde bir sıcaklık yarattı. Kadın kapının önündeki, önceki kiracıdan kalma pis paspasın üzerinde baştan savma çıkararak tekini ters bıraktığı terliklerini tıpkı girerken olduğu gibi hızla giydi, o sırada kattan yayık bakışlar ve tembel adımlarla geçmekte olan Efkan’ı görmezden gelerek, belki de kocasız son dört yılı üzerinde toplamış ve nihayet dışavurmuş suratının yarattığı rüzgârla hafifçe arkaya itilerek açılan kapısını bir de iyice zayıflamış sol eliyle iterek tamamen açtı ve içeri girdiğinde, bu kez en az sol eli kadar zayıflamış, ancak kullanım sıklığı yüzünden aynı zamanda yaşlanmış sağ eliyle, uygulayabildiği tüm kuvveti kullanarak kapattı. Bu kapatış yeterli sertliğe ulaşmadı belki ancak, verdiği özgüven on dört yıldır, Ayten’in aziz evladını E-5’e kurban verdiği yıldan veri dolabın derinliklerinden çıkmayan elbiseye nefes aldırdı.

Zamanelik kaygısından sıyrılındığında şıklığından hiçbir şey kaybetmediği anlaşılan elbise ve çok da uzun sürmeyen ancak ustalıkla yapılmış makyajı, gençliğinin Fransız havasını anıştıran şapkası ve yokuş çıkmanın zor olacağı ancak ihtiyaç duymadan edemediği topuklu ayakkabılarla kendini yeni açılan bol yürüyen merdivenli, yüzlerce dükkanlı, ışık ve insan seli çarşıya attı. Mağazalar gezdi, çıkmadan yatağının altından tereddütsüz aldığı kağıtla mutluluk umuduyla değiş tokuş etti, çözüm ruhsal değil de fizikseldir diye birbirinin aynı sandviçlerden yedi, görüp geçirdiklerini tekrar, sadece fazladan ekranların mekânları çevrelemesi farkıyla yaşayacak gençleri gözlemledi. Kat komşusu gibi, kendi geçmişi gibi, beğenme ve beğenilme konusunda sadece vitrinde olabilen; yaşı uygunları dikkate alan; gezmeleri, gülmeleri ve nihayet sevişmeleri onlarla yapan az değişmiş benzerlerine baktı.

Gökyüzü güçlenecek korkunun habercisi olmaya başlarken, karşılaştığı son ayrımı mağlup kapayacağını en azından bugünlüğüne kabullenen güçlü ancak zavallı kadın, durağan toprağına inmeye koyulurken, baş dönmelerine önlem olsun diye yürüyen merdivenleri kullanmamaya karar verdi fakat muhtaç oldukları, artık alıştığı merdivenleri yapmaya bile tenezzül etmiyordu.

1 yorum:

Jayne dedi ki...

eğer bu, senin tarzınsa, ben, kesinlikle, senin tarzını seviyorum. çok eskide kalmış bir şeyleri anımsatıyor bana, zarif, akıllı, belki edepli, ne fark eder, bir elma gibi sert ama kabuğun altındaki suyu görebiliyorsun.

neden yazdım şimdi bunları bilmem. kafam karıştı.