12 Şubat 2012 Pazar

Sabah Güneşim, Sabah Güneşim


Orgazmın yakınına bile varma eğilimi olmayan bir diğer kavganın ardından yine 29ş’de, dün oturduğunun bir önündeki plastik zengini koltuktaydı. Koyu gri kumaş pantolonu koltukla müthiş bir uyum sergiliyor, oğlanın sessiz harçlık bakışlarını es geçmeksizin haklı eş bağırışlarından kaçmaya çabalarken alelacele keten gömleğinin üstüne geçirdiği yeşil, yünlü balıkçı yaka kazağıysa tüm uyumu bozarak, uyuklayan sahibinin huzursuzluğunu dışavuruyordu. Başka türlü olmazdı; yarım saatlik yol sırasında tattığı çeyrek uyku günün tek huzur vaadeden periyodunu oluştururken bacaklarını yayarak oturması ve durak kontrolleri sırasında istemsizce ağzını küçük küçük şapırdatması çok görülecek şeyler miydi? Hiçbir suçlamadan sorumlu olmaksızın, yol arkadaşlarının, 29ş’yi veya başka bir hattı kullanıyor olsunlar, kendisine ulaşmalarının önüne geçiyorlardı sadece -etkisiz bir ayrıntı.

Farkına varsa bile açıklayamayacağı şekilde, yine kabus nesnesiyle dolup taşan sokağa varmasına iki durak kala, tükürüklerini toplayarak uyanıverdi.  Müsait alana yayarak yorucu gün öncesi bir jest yaptığı sağ dizinin, koşturmaların başrolünün üzerine kaynağından çok uzaklara ulaşmış, karısınınkilerle aynı renkte bir tutam saç düşmüştü. Dizini oynatmaya gücü yetmedi. Kayıtsız sabah güneşlerinin sahibi, otobüsün rutin yolcularının aksine yanındaki figüranla soluksuz bir muhabbete girişmişti fakat son keyfini tehditlere karşı korumaya çalışan gözler tarafından uyarılacak kadar yüksek sesle konuşuyor olmasına rağmen ne dediği anlaşılmıyordu.

(Bu bir arayış değil. Çözüm hiç değil. Kavrayışla, ilgsizlikle, şefkatle, anlayışla, işi yok. Hakiki eve varamayacak eli kolu bağlı bir şey bu.)

İnmesi gereken durağı kaçırdı. Kuvvet sağlayıcı kendiliğinden çıkmıştı ortaya. Temiz ancak kirli, kalın iki parmağını atıverdi dizinin üstüne. Kendisi gibi, sertçe, ama kuvvete kalkışmadan. Esas sabah güneşi, otobüsün de hızla viraja girmesiyle vekillerini parlatıyordu ve parmakları onlara ulaşmalıydı.

Küfür mü, çığlık mı, pek duyamadı. Gölgede kalmış kızgın suratlar ona korkuyla bakmaya devam ederken, her sabah başlarının camdan yavaşça kayışını izlediği birkaç arkadaşı tarafından, ait olmadığı bir yerde dışarı atılıverdi. Zamanın işine gelince bir anda oluverir her şey. 

Kaçırdığı durağa doğru yürüyebilirdi ancak gerek duymadı. Kumaşlar bugünlük sahiplerine ulaşmayabilirdi. (Kumaşlar bugünlük sahiplerine başkası tarafından ulaştırılabilirdi.)