2 Temmuz 2012 Pazartesi

İçgörü


     İkinci dönemin ilk okul günü öncesinde krallar gibi banyosunu yapmış, on beş gün aradan sonra yeniden taptaze bir nevresime kavuşmuştu. Bacaklarını gererek yorganına sarıldı, hissettiği soğuktan derin bir memnuniyet duydu ve annesi tatlı uykular dileyip ışığı kapatırken yüzünü duvara döndü. Gözlerini kapatmadı. Yastığının yanında duran ufak, el yapımı, yünden kadına kısaca baktı, üretimden mutsuz görünümlü noktacık gözlerine ve ağzına sağ eliyle üçer kez dokundu. Ardından arkasına döndü ve yatağın ucuna kadar kayıp, ellerini yumruk şeklinde boynunda birleştirerek gözlerini kapattı. Kendini dinlenmeye hazır hissediyordu, ancak kulakları zaten hiçbir zaman yorulmamıştı.

     Kasıtlı olarak sessizliğe bırakılmış ilk beş dakikayı olumlu kullanabilse dahi, uykuya dalabilmesi için sıkıntısız yedi dakika gerekiyordu. Yine de geceyi kurtarmayı neredeyse başarıyordu; ta ki işkolik kulakları soğuk bir ses işitene kadar. Kısa, talibine uzak bir cümle. Daha kısa, talibini iten bir cevap. Ardından en uzun, talibine kırgın, kafası karışık ve talepkâr cümle. Dönüm noktası.
     Karakterler arasında neler döndüğünü tam olarak anlayabilmek her zaman zordu. Biraz olsun anlasa bile, temkinli beyni kesin bir sonuca varmasına izin vermezdi.
     Yeni, dün gecekilerin tonunu taşıyan, garip bir şekilde armoni oluşturan ifadeler. İçeriğine ulaşılamayan, duygusu kopuk cümleler.

     Keyifle yatağa girişinin üzerinden on dakika geçmeden, yaklaşık yarım dakikalık  gözü açık düşünme aşamasının ardından, ağır hareketlerle yorganı üstünden atarak ayağa kalktı. Çıplak ayaklarını taşlara basmamaya çalışarak hole çıktı ve tuvalete doğru yönelirken ters taraftaki salona kaçak bir göz attı. Yalnızca yarım, kel bir kafa görebildi. Tuvalete ilerlerken annesi ve adamın birbirlerine uzak oturdukları kararına vardı.
     
     Tuvalette çok durmadı. Elbette tuvaletini yapmadı. Öylece durup parmak uçlarına çıkarak aynaya baktı, yok yere ellerini yıkadı ve ağır hareketlerle gürültü canlısı kapıyı açıp yatağına döndü. Felaket bir ziyaretti. Yatağına girmesini bekleyen cümleler yeniden yükselmeye başlıyor, okul servisinin geleceği saate ulaşmak üzere vakit daha hırslı ilerliyordu. Bir müddet gözlerini kapattı, içeriyi dinlememeye çalıştı, yardımcı olsun diye yorganı açıkta kalan kulağına bastırmayı denedi ancak kendini kandıramadı. İkinci plâna geçti ve belli aralıklarla kuru öksürükler atmaya başladı. Kronik balgamı zaman zaman jest yaparak öksürüklerinin dolu ve gerçekçi çıkmasını sağlıyordu.
     Adımlar yaklaştı ve annesi kısık sesle üfleyerek, ani bir hareketle ışığı açtı.
     “Niye öksürüyorsun böyle yine? Su getireyim mi?”
     “Yok. Geçer şimdi.”
     Uyumaya hayli hevesli, rahatsız edilmekten memnun değilmiş gibi görünen bir surat ifadesiyle, gözleri yumuk, yorgana sarılmıştı.Annesi kısa bir süre onun bu hâline baktı.
     “Niye yatağın ucunda yatıyorsun gene! Bu sefer kim yatıyor yanında?”
     “Ne yatması ya. Ben böyle rahatım.” Gerçekçilik namına küçük bir öksürük daha geldi. Annesi bir bardak su getirip ışığı öyle kapatmaya karar verdi.

     Yarım saat sonra bir kez daha tuvalete kalktı. Neler konuşulduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu, ama zaten hiçbir zaman olmamıştı. Gözleri bazen kapalı bazen açık, uyumaya çalışmaksızın sessizce yattığı bu sürenin çoğunda içeride neler konuşuluyor olabileceğini  düşündü ve özenle karakterlerin anlık uyumunu tartmaya devam etti. Boşluk bulduğu kısa aralıklarda ve algısını biraz olsun salondan koparabildiği vakitlerde serviste bu kez arkadaşlık kurabileceği herhangi yeni birinin olup olmayacağını, tanımadığı aşkının yarın gelip gelmeyeceğini ve öğretmenin ders yapıp yapmayacağını beyin ucundan düşündü.

     Bu kez sahiden tuvaletini yaptı. Zaten yataktan kalkarken de biraz çişinin geldiğini hissederek kalkmıştı, ancak bu kadar işeyebileceğini düşünmüyordu. Sifonu su akımı bitene kadar çekili tuttu, ellerini daha bir bütünlükle yıkadı ve tazelenmiş bir umutla, salona bu kez doğrudan bakarak yatağına döndü. Adamın oturuşunda bir değişiklik olmaması umudunu biraz kırdı. Yine de ciddi bir hazırlıkla yorganı üzerine çekti, yün kadına gözlerini sağa sola kaçırıp ve kırpıp yapay bakış boşlukları bırakarak üç defa baktı ve yine dış tarafa kayarak gözlerini sıkıca yumdu.

     Bitmek bilmeyen, kendilerinden daha gergin sessizlikleri araya alarak birbiri ardına eklenen cümleler. Ufak nesne hareketlenmeleri. Bardaklar. Duman. İçme boşlukları. Kısa, yoğun, anlamına ulaşılmaz ifadeler. Artık midenin bir parçası olmuş, tükenmez ürperti. 

     On  ya da on beş dakika sonra yeniden kalkmaya karar verdi. Bu kez salonla ilgilenmeyi bir türlü bırakamadığı için kendine kızgındı. Daha sert hareketlerle yorganı üzerinden attı, hızlı adımlarla hole çıktı ve yükselen gergin cümlelere rağmen kafasını o tarafa hiç çevirmeden tuvalete yöneldi. Bu kez salona sadece tuvaletten dönerken bakmayı planladı. Tuvalete az kalmıştı ki arkasında adımlar olduğunu fark etti.
     “Gir bakayım. Göreyim gerçekten yapıyor muymuşsun!”
     Adam işaret parmağını arada duvar yokmuşçasına klozete yönelterek, şık ve rahat deri terliklerini süre süre ona yaklaşıyor, kadın da yaranmaya çalışan, kendine dahi sahtekâr bir gülümseyişle onun arkasından geliyordu.
     Gözlerin ikisi kızgın ve mağrur, ikisi zavallıca alaycıydı. İtiraz etti, her seferinde uyumak üzereyken gelen bu çişten kendisinin de nefret ettiğini söyledi ancak parmak ısrarcıydı.Yavaş hareketlerle hazırlandı. Sabrederse salınımın gerçekleşeceğini umdu. Titizliğine işaret ederek sifonu çekti, tuvalet kağıdını eliyle kontrol etti, çamaşırlarını aşağı ayrı ayrı indirdi.
     Yine yalancılıkla suçlanacak, akşamüstü yine annesi ve adamın normale aykırı olarak, mantıksızca, muhteşem seviyede iyi anlaştıkları vakitte, aniden, o aptal komşuya gönderilerek sosyalleşme cezası yiyecekti. Sağ elini hafifçe kasarak gözlerini yumdu.

     İşedi. Kel adam seansı sonlandırmaya karar verdi.