17 Mayıs 2013 Cuma

12

     Ayaklarımdan utanırım. Her zaman insanlardan kaçırdım onları; uyandığımda yaptığım ilk şey, açıkta bulduğum ayaklarımı örtmekti. Kışı sevdim, onları örttüğü için. Kendim dahi kaçınırım onlara bakmaktan; öyle ki, ihmal ettiğim tırnaklarım çoraplarımı yırtar hep. Mecburen katlandığım, olmaz olası bir yerden olmaz olası diğer yere taşınmamı sağlayan, durağanlığımın önüne geçilmesine ön ayak olan… Nankör buluyorsa bunu ayaksız bir dost, şunu da dinlesin öyleyse: Güzel bulurum aslında ayaklarımı. Dolma parmaklarım, kıllı kollarım gücenmesin; görmezden gelişlerim sayesinde eskitilmemiş görünür ayaklarım.

     Kıyafetlerim arasında ayrım yaparım. Çamaşırdan dönüp kurumuş kıyafetlerimi çekmecelere yerleştirmeye başladığımda, elimde olmaksızın onları günlere atamaya da başlarım. Sosyalleşmeye yeltenilecek bir güne ayırdığım öncelikli bir çorabımın önünde delik açtığımı fark ettiğim anda, ayaklarımla yüzleşmeye karar verdim.

     Kendilerini son gördüğümden bu yana değişmişlerdi. Topuklarım pürüzlenmiş, damarlarım kabarmıştı. Diğer insanlarınkilerden farklı olmalarıyla içten içe övündüğüm ayak altlarım kararmaya yüz tutmuştu. En fenası, serçe tırnağım güzel ve içe kapanık değildi artık. Görmezden geliyor olsam da zaman zaman hâlini vaktini sormaya fırsat ve güç bulabildiğim ayaklarım, ben onların üstünde koşturduğum çırpınmalarla kendimi oyalarken terk etmişlerdi beni. Eski hâllerini düşünmekse hâlâ beynimin işine gelmiyor. İmgelere, düzgün kelimelere ulaşmak üzere olduğum anda gözlerimi camdan dışarıya, düşünülmeyen anlara çeviriveriyor zihin.

     Ayaklarım, hayatıma ne kadar da benziyor.

Hiç yorum yok: