11 Mart 2013 Pazartesi

O Delinin Ekspres Hikayesi


   Dört kolondan topu topu iki numarası işaretlenmiş loto kuponunu hırsla buruşturdu ve soğumuş tren raylarının ortasına fırlattı.

   Ustaları ona parlak bir gelecek vaat ediyordu ancak o, yabancı kimselerin sadece tren camından uğradığı bu sessiz kasabadan asla yerleşik olarak çıkamadı. Çalışkanlığının biriktirdiği parayla okumaya başlasa da büyük şehrin işgüzarlığı onu kaybetti. Okumadan yapabileceklerine güvenerek baba evine döndü, fakat zayıf bir ilkbaharına denk gelen evlilikle birlikte hayalgücü pencereleri de bir bir kapandı. Kendi şirketinin rahat koltuğunda değil, uzaktan amcasının sandalyesinde hesap yapar oldu.

   Artık dört kolona da çıkamazdı. Okutamadığı oğlunun da oğlu olmuş, evin boğazını iyice kabartmıştı. Bu davetsiz torun, muhtemelen tanıştığı son insanlardan biri olacaktı. Kendi soyadını taşıyor olsa da, bu yıl da biriyle tanışabildiği için sevinmeliydi belki de.

   Bir yerel gazeteye dahi takım elbiseyle poz verememiş, kendine göre dünyaya hakiki gelişini gerçekleştirememişti. Yönetmeyi planladığı kitlelerin gözünde, kasabanın ufak sınır tabelasındaki bir sayıdan öte olmadığını son on küsur yıldır her hafta kabullendiği gibi kabullenmişti yine. Ne fikrinde, ne de hissinde bir hareketlenme arzusu vardı.

   Duyarsız kupon titremeye başladı. Ekspres tren yabancıları kaçırmaya koyulmuştu yine. Geçen haftaki gösteriden beri değişmemiş emektar donunu indirdi, süratle geçen tren camlarına doğru hırsla gözlerini dikti ve aletini sıvazlamaya başladı.