8 Kasım 2013 Cuma

Yarınlar

Bir an önce çöpü çıkarıp oyunuma dönmeliydim. Ertesi gün okula gitmeden önce yeniden Enes'e karşı üstünlük kurmam gerekiyordu ki her teneffüs yanıma gelip gelip ukalalık taslamasın.

Annemin, tüm doluluğuna rağmen nasıl olup da bağlayabildiğini anlayamadığım Bim poşeti elimde, eşofmanımı çekeleye çekeleye sokağın çöp köşesine koşturuyordum. İşten döndüğü sinyal ışığının yorgunluğundan belli beyaz bir Kangoo'daki adam durmuş, benim yürüdüğüm kaldırıma park etmek için yoldaki arabaların geçip gitmesini bekliyordu. Ben tam önüme dönüp oyun stratejilerime dalacakken adam sokaktan geçen bir arabaya doğru bağırdı: "Lan geç hadi be, geç hadi be!" Araba geçti, bizimki gazı kökledi. Çıldırmışçasına direksiyona vura vura: "Telefonda konuşuyor! Telefonunu sikeyim! Gebermiş ananın amına sokayım telefonunu!"

Kaldırıma çıkamadı, ikinci sefere girişmek üzere bana doğru geri vitese taktı. Öyle bir bağırıyordu ki, arkasına bastığım ayakkabılarımın bağcıklarına dolanıp düşüverdim. "Telefonunu soktuğumunun soktuğum!" Herif tüm öfkesiyle arabayı üzerime sürmeye başladı. Kalkmaya çalıştım, asfalta akmış çöp sularından kayıp tekrar düştüm.

Çöp torbasını arabanın arka camına fırlatııverdim de durdu. Bu kez bana bağırmaya başladı. Ben neyse... Gerçek bile değilim. Bu zavallı ise, alt katımızda iki çocuk yetiştiriyor.