6 Ocak 2014 Pazartesi

Klozette

En çok düşündüğüm dakikalar bunlar. Zeki görünmeye çalışan onlarca üniversite öğrencisinden her an sorular alıyor olmam bir yana, okuduğum bunca teorisyene rağmen aklımı bu kadar zinde kılan başka bir vakit yok bir günümün içinde. Buranın daha farklı bir etkisi var üzerimde; havasızlığından mıdır, nesnelerin konumundan mıdır bilmem. Her gün aşağı yukarı aynı saatlerde, beş on dakika otururum emektar klozetimde. İşimi ağır ağır görür, temizliğimi uzun uzun yaparım.

Şu sıralar, günümün bu en elverişli dakikalarını bozan bir kanatlıyla başım dertte. Kanatlı diyorum; çünkü böcek desem  minikliğinin verdiği sevimliliği yansıtmıyor, sinek desem ağırbaşlı uçuşuyla uygun düşmüyor. Kesin olan şu ki, bu kanatlı yüzünden, yeteri kadar düşünememiş olmanın verdiği özgüvensizlik nedeniyle günlerdir fakülteye giderken yalpalayıp duruyorum. Kaç zamandır yaşadığım baş dönmelerimin hesabını sormak adına, kanatlıya meydan okumak ve o ufak manevralarıyla dikkatimi dağıtamayacağını kanıtlamak için, bugünkü klozet seferime çıkmadan evvel yanıma kirlenmesinden gocunmayacağım ucuz defterimi ve kemirilmiş kurşun kalemimi de aldım. Aslında tuvalette oldukça titizimdir; neredeyse ellerimi dahi kirletmemeye çalışırım. Ancak yanımda getirdiğim eşyaları klozetimin baş ucundaki plastik dolabın üzerine koymak bile benim için daha sonra onları bir kolonyalı mendille temizlemeye yeterli sebeptir.

Yavaş yavaş kanatlının bir uçuş kalıbı olduğunu düşünmeye başlıyorum. Havalandıktan sonra önce kendi etrafında iki defa dönüyor, ardından düz bir şekilde yavaş yavaş uçuyor, aniden kendine ulaşacak bir amaç bulmuş gibi dik bir hareketle yön değiştirdikten sonra süzülerek hedefine doğru ilerliyor ve kendi etrafında iki defa daha döndükten sonra yöneldiği yere konarak hareketsizce bekliyor. Uçuşlarının ritmikliğinin aksine, bu uzun bekleyişleri benim dikkatimi daha çok bozan; bir an olsun hareket etmeksizin oracıkta duruyor ve öylece bana bakıyor. Ne bir el ovuşturma, ne bir kıpırdanma. Fark ettim ki, klozete oturmaktaki esas gayemi yalnızca o uçarken gerçekleştirebiliyorum; o bana bakarken sıçabilmemin mümkünatı yok. Bir sinekten utanıyor değilim elbette: O bakışların şartladığı tetikte olma ihtiyacının neden olduğu bir kasılma hâli bu yalnızca. Ben ki senelerdir konferanslara katılan, her türlü uluslararası organizasyonlarda söz alan bir doçentim; bir böcekten utanmak da neymiş!

Zoraki klozet arkadaşım konduğu yerden ayrılmayı düşünüyora benzemiyor; bu anlarda düşünmeyi beceremediğime hazır ikna olmuşken, size biraz çalışma düzenimden bahsedebilirim –kendimden bahsetmeyi severim, söylemesi ayıp. Bu elimdeki gibi, daha onlarca defterim vardır; hepsini çalışma masama düzenli bir şekilde, hepsini görebileceğim şekilde yerleştirir ve her birini özenle doldururum. Hayatımın hiçbir noktasının elimden kayıp gitmesine izin vermem; zihnimde yer etmiş her an bir defterde, hayatıma girip çıkmış insanlar bir defterde, akademik notlarım ve gelecek çalışmalarıma dair fikirlerim bir defterdedir. Kişisel hesapları tuttuğum defterlerimi ve karalama defterlerimi saymıyorum bile. Masama göz gezdiren biri, hayatımın neredeyse tamamı hakkında bilgi sahibi olabilir; ancak hayli iyi tanıdığım kendime başka bakışların erişmesini istemeyeceğimden, masamı da kilitli bir kapı ardında tutarım. Eve giren çıkan fazla olmaz fakat tedbiri elden bırakmamak gerek, bir koyuverince çorap söküğü gibi gelir gerisi ve kaçırıverirsin hayatının kontrolünü elinden.  Karışıklık olmasın; dış dünyaya kendimi kapatmış değilim. Hatta öğrencilerime sık sık hayatımdan örnekler verir, çalışmalarında dahi kendimi dışavururum. Yine de hiçbiri, şu an size övünerek bahsettiğim masa üzerindeki değerlerimin yanına yaklaşamaz.

Kanatlı kendini beğenmiş bakışlarını sinsice üzerimde gezdiredursun, ben onun tehditlerine rağmen iyi bir çaba gösterdim. Fakat sanırım artık kabullenmem gerekiyor ki, bugün yalnızca elim çalışıyor. İhtiyacımı gideremiyorum. Kanatlı; izninle, taharet musluğuna uzanmam gerekiyor. Lütfen şu bakışlarını üzerimden çek ve kendi işine koyul artık –yani, belki kalan şu son birkaç saniyeme en azından yolda yürürken kendimi iyi hissetmemi sağlayacak düşünce kırıntıları sığdırabilirim, diye.

***

Size yalan söylemeyeceğim: Kanatlıyla on beş dakikadır hareketsizce bakışıp duruyorduk. Nihayet direnişime dayanamadı ve keşfettiğim düzenini yeniden uygulamak üzere havalandı.  Şimdi, defteri ve kalemi bir kenara koymam gerekiyor. Temizlenmek zorundayım.