20 Mart 2014 Perşembe

Destekçi

Ellerimi baş parmaklarım dışarıda kalacak şekilde pantolon ceplerime sokmuş, aklımdan caddenin eski ağaçlarla en azından daha samimi olduğunu geçirip tam yürüme ritmimi bulmuşken, gönüllü avına çıkmış yeşil montlu genç bir kız tüm dengemi alt üst etti. Önce, muhtemelen üniversitenin ikinci veya üçüncü yılında olan ve liseden sarkma ilişkisinde seks problemleri yaşamaya başlamış olan bu kısa boylu duyarlı kızın bir önüne bir arkasına dönüp güler yüzle insanların peşinden koşturup durduğu tarafın tersine, tramvay rayının diğer tarafına geçtim ve yürüyüşümü hızlandırdım. Cebimden emektar cep telefonumu çıkarıp mesaj yazar gibi yaparken, bir yandan da kızın algı alanına girip girmediğimi kontrol etmeye başladım.

Belirtmeliyim; yavru balıkları önemseyip yetişkin balıkları birer av olarak sunmakta beis görmemeleri dışında Greenpeace ile bir alıp veremediğim yok –en azından üstünkörü baktığım birkaç haber ve tesadüfen rastladığım ilanlar ışığında- fakat yüzüne zorla bir gülümseme kondurmuş otomatik bir kızı metreler boyunca başımdan savmakla uğraşmaya da niyetim yoktu. Muhtemelen, bir arkadaşımın verdiği taktiği kullanarak ona bu işi benim de daha önce yaptığımı söyleyecek, başarılı olamazsam kredi kartımın olmadığını söyleyecek, yardımda bulunmak için kredi kartına ihtiyacım olmadığını söylerse işsiz olduğumu ve iş bulunca kesinlikle destekçi olmaya başlayacağımı uyduracaktım. Aslında yalan da sayılmazdı; daha önce, izlediğim bir belgeselin ardından gece serseriliğiyle bakmadım değil: Aylık asgari destek miktarları yanılmıyorsam yirmi beş lira olmasaydı, on beş lira olsaydı mesela, bu işe girişmeyi ciddi şekilde düşünürdüm. Belki bunu doğrudan ona söylemeliydim.

Telefonuma numaradan bir şeyler yazıp yazıp silerken, aşağıya bakan gözlerimin kadrajın uzak köşesindeki gölgelerle ilgilenen memurları kızın bana yaklaşmakta olduğunu bağırdı. Hemen biraz daha yana, mağazalara ve bankalara yanaşıp sanki çok ciddi bir iş yapıyormuşçasına telefonuma gömüldüm ve kaşlarımı çattım. Yine de gölgenin gittikçe yaklaştığını fark edebiliyordum –caddedeki o güzelim ağaçlar sökülmeseydi şayet, yeşilli avcıma yakayı ele vermemin imkanı yoktu. Kızın bana doğru pençelerini hazırladığını anladığım anda suratım kızardı, alnımdan terler boşalmaya başladı ve zihnim panik içerisinde, kızın gülen suratına ne karşılık vereceğinin hesabını yapmaya başladı. Belki işe koşturduğumu, çok önemli bir toplantıya yetişmem gerektiğini söyleyebilirdim –ama o zaman, sonraki hamleyi işsiz olduğum bahanesiyle boşa çıkaramazdım. Bir anlığına turist taklidi yapmayı plânladım –fakat anlatacaklarını bir anda İngilizce anlatmaya başlarsa fena yakalanırdım… Hiçbir şey söylemeden, bir anda koşmaya başlasam?

“Merhaba nasılsınız!”
“Sen sorana kadar iyiydim! Güzel güzel yürüyorum, bi şey düşünüyorum, bozma!”

Bunları söylerken suratımda beceriksizce çizilmiş bir çizgi roman karakterinin dertli gülümseyişi vardı. Kızın suratı asıldı. Bana bokmuşum gibi bir bakış fırlattı ve bir sonraki kurbanını arayışa geçti.

Sanmıyorum ki onun aklında yer etmiş olayım; ancak o günden beri ben, onu ne kadar üzmüş olabileceğimi düşünüp duruyorum.