16 Mart 2015 Pazartesi

Sofra

Ev arkadaşları bağırıp çağırırken, sofrada nefes almaksızın başı eğik oturabilmek için fazla havalıydı.

Babası, tencereye konmuş sivrisineği, bundan sonra evde kendi izni olmadan erkek bir kara sineğin dahi uçamayacağını çığırarak  haşat ederken, bu zavallı pozlara son kez girdiğine emin olduğunu fark etti. Biricik annesi, masaya vurulan her ahmak darbede ufak bir "ay" sesi çıkarıyor, yanlış bir şeyler yapmasın diye göz ucuyla oğluna yalvarıp duruyordu.

“Var ya, yeter artık.”

Sesini yükseltmedi dahi. Bu sofra için öylesine havalıydı.

“Başka adamlara, hatta muhtemelen benim çüküme, bu tuzluğa filan duyduğun hastalıklı ve belli ki acayip kompleksli nefreti gülmeden dinlemeye çalışıp sonra da bu gece yine biranı salondaki gergin bakışları umursamıyormuş gibi davranarak içmek istediğini söylediğinde, belki artık kalkıp gidersin diye rahatlayarak bıyık altından gülmeye başlamaya meraklı değilim.”

Sofradaki beyinler bir çırpıda sarf edilmiş titrek sözcükleri kodlamaya çalışıyor.

“Etkilenmiyorum yahu bu sahnelerden. Kaçtım ben.”

Kalktı, annesi tarafından pek de özenli olmaksızın katlanıp tabağın altına sıkıştırılmış peçeteyle ağzını şöyle bir sildi ve kapıya yöneldi. Zangırdayan bacakları oldukça havalı olduklarını düşünmeye çalışıyorlardı.

Ayrıldığında, sofrada şaşkın bir sessizlik kaldı. Bu şaşkın sessizlik onu sahiden de havalı kılmıştı.

Baba, bir dahaki aşağılık kompleksi gösterisinde daha yaratıcı olacağına dair eşine ve biricik kızına tatlı bir söz verdi.